Türbe ve Müzeye Genel Bakış

Gökyüzünden Hacı Bektaş Veli Dergahı

Bektaşilerin esas merkezi Pir Evi’dir. Yani Hacı Bektaş Veli Dergahı. Dergahtan sonra  dört esaslı Dergah (Âstâne-i Bektâşiyân) vardır ki bunlar:

a)  Dimetoka’daki (Yunanistan) Seyyit Ali Sultan Dergahı (Kızıldeli Sultan Dergahı)

 b)  Kerbela Dergahı (Irak)   

c)  Abdal Musa Sultan Dergahı (Tekke Köyü-Elmalı/Antalya)

d) Kahire yakınında Kasr-ı Ayn’de Kaygusuz Abdal Sultan Dergahı (Mısır)

GEÇSE DE BİR LOKMA, BİR HIRKA DEVRİ

AKILDAN GAYRISI YALDIZLANMIŞ DERİDİR.

BİR TESBİH ÇEKİLMEDE ANADOLU’DA

AKIL YORDAMI İLE YEDİYÜZ YILDAN BERİDİR.

SENİN YÜREK DEDİĞİN, GÖNÜL DEDİĞİN SENİN

MİHMAN EVİNDEKİ DOST MİNDERİDİR.

TUZ YALAYAN CEYLAN KADAR SADE VE MAZLUM

KARADUTLA KÖKLÜ, AŞKLA DİRİDİR.

HAZRET AVLUSUNDA PARLAYAN

BEREKETİN AK GÜVERCİNLERİDİR.

DERDE DERMAN İLAÇ GİBİ HORASAN’DAN ONUNLA

GELEN DOKUZYÜZ ATLI TÜRK ERİDİR.

BAĞDAT’TA, MISIR’DA, RUM DİYARINDA O

YA BİR DERVİŞ YA BİR YENİÇERİDİR.

SESİNDEKİ PİREVİ ÇEŞMELERİNİN

ORHAN GAZİDEN KALMA BURSA GÜNLERİDİR.

VE YAKILMIŞTIR HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ’YE

BİR NEFES NİYETİNE BU ŞİİR.. (Nüzhet Erman)

Pir Evi /Hacı Bektaş Veli Dergahı; Nadar Avlusu (1.avlu), Dergah Avlusu (2.avlu) ve Hazret Avlusu’ndan (3.avlu) oluşmaktadır. Dergaha büyük bir kapı olan Çatal kapıdan (Cümle Kapı) girilmektedir. Kapının üzerinde eskiden aşağıda yer alan yazı var iken günümüzde bu yazı görülmemektedir.

    Tâlim-i hubb-u hakiykat behre-yâb-ı feyz olur

Bâb-ı Hakk’tır dergeh-i Sultân-ı Bektâş-ı velî

Mihr-i tevhîd-i hidâyet matla’ıdır bu makaam

Sırr-ı envâr-ı Muhammed’le Alî’dir müncelî

Kâ’be-tül-uşşâk bâşod în mekaam

Her ki nâkıs âmed încâ şod temâm.

      (Son beyt’in Türkçesi: Burası Âşıkların kâ’besidir. Buraya eksik gelen tamamlanır.)

Giriş kapısı yani Çatal Kapı, Türk yapı sanatı örneklerindendir. 1920 yılında yapılmış olan eski kapı Mimar Ali Rıza Bey tarafından yapılmıştır. 1960 yılında yapılmış olan kapı ise aslına sadık kalınarak Meydan Evi’nde sergilenen Hacı Bektaş Veli Dergahı taş baskısındaki kapı örnek alınarak yapılmıştır. Kapı kanatlarına sekizgen motiflerle işlenmiştir.

Eskiden tören günlerinde bu kapı içinde iki tarafta da olmak üzere iki bayrak direği bulunur ve birine Türk bayrağı, diğerine kırmızı-beyaz-yeşil şeritlerden meydan getirilmiş olan ve zemininde Zülfikar resmi bulunan tarikat sancağı çekilirmiş.

“Dergahta maneviyat anlamında “kapılar” çok önemlidir ve kutsal kabul edilmektedir. Kapıya gelen bir Can, ayaklarını mühürler. Ayak mühürlemek, mürşide saygıyı simgeleyen bir duruş biçimidir. Mürşidin huzuruna yalınayak çıkan derviş, emrinden ayrılmayacağını ve emirlerini alana değin mühürlenmiş gibi duracağını anlatmak için ellerini çaprazlama omuzlarına koyar ve sağ ayak başparmağını sol ayak başparmağına bastırarak ayaklarını mühürler. Kapı eşiklerine basılmadan geçilmesi özellikle türbelerden çıkarken saygıda kusur etmemek için geri geri çıkılması gerekmektedir. Alevi-Bektaşilikte eşik kutsaldır; kişiyi Hakk’a ulaştıran kapıdır. Bektaşilik’te “kapıdan geçmek”, bir makama erişmek anlamında kullanılır. Alevi Bektaşi kültüründe Kâmil insan olmanın yolunun 4 kapıya bağlı olduğu ve bu 4 kapıya bağlı 40 makamdan geçmek gerektiği bilinmektedir.”

Çatal Kapı (Cümle Kapısı)

“Sen yol gitmemişsin! O yüzden göstermemişler. Yoksa kim bu kapıyı çaldı da ona açmadılar!" (Kitab-ül Fevaid)

Çatal Kapı (Cümle Kapısı), Hacı Bektaş Veli’nin “4 Kapı 40 Makam” öğretisinde Kamil İnsan olma yolunda ilk kapı olan “Şeriat Kapısı”nı simgelemektedir. Şeriat Kapısı’nın aslı dört elementten biri olan hava’dır. “Abid insanlar” bu kapıdadır. İnsanın kendini bulma yolunda karşısına çıkan ilk kapı, Şeriat kapısıdır. İnsan şeriat kapısında “el oğlu”dur. Yani bir baba ve ananın evladı, malıdır. İnsan bu mertebede yalnız kendini düşünür. Kendi şahsi düşünceleri, arzuları peşinde koşar. Bu mertebe “seyr-ilallah”, (Allah’a yolculuk) olarak isimlendirilir. Şeriat kapısındaki ana fikir: “Seninki senin, benimki benim” dir.

Çatal Kapı’dan “Nadar Avlusu”na girildiğinde kapının sol tarafında eskiden yer alan “At Evi”nden günümüze temel dahi kalmamıştır. At Evi, dergahın atlarının ve diğer hayvanlarının bakımından sorumlu olup, aynı zamanda derviş adayının ilk uğradığı evdir. At Evi, aynı zamanda dergahın tarım işlerinden ve Dedebağı ile Hanbağı’ndan da sorumlu evdi. Nadar Avlusu’nda Çatal Kapı’dan girildiğinde sağ tarafta bir çeşme yapısı yer almaktadır. “Üçler Çeşmesi” olarak bilinen çeşmenin bir diğer adı da “Fevzi Baba Çeşmesi”dir. Kitabesinden 1897 yılında yaptırılmış olan çeşme, Allah-Muhammed-Ali’yi simgelemek için üç kurnalı yapılmıştır.

Üçler Çeşmesi üzerinde yer alan “Mühr-i Süleyman” motifi de bir çember içerisinde iç içe geçmiş bir düz ve ters üçgenden meydana gelmektedir. Altı köşeli yıldızın içerdiği dört temel unsurdan tepe noktası yukarıda olan üçgen “Ateş”i, tepe noktası aşağıda olan üçgen “Su”yu, su üçgeninin taban kenarı ile kesişen ateş üçgeni “hava”yı, ateş üçgeninin taban kenarı ile kesişen su üçgeni ise “Toprak”ı göstermektedir. Tüm bunların bir altıgen içinde birleşmeleri ise evreni oluşturan unsurların uyum ve beraberliğini dile getirmektedir. Bu bileşimlerin; değişmedeki karşıtlıkların, zıtlıkların, kozmik birliğin ve onun akıl almaz ve karmakarışık ifadesinin bir sentezi olduğu kabul edilmektedir.

Üçler Çeşmesi’nin sağ tarafında yer alan kapıdan “Ekmek Evi”ne geçilmektedir. Ekmek Evi’nin günümüze sadece temeli kalmıştır. Ekmek Evi’nin asıl giriş kapısı, Dergah Avlusu’nda (2.avlu) Aslanlı Çeşme’nin sol tarafındadır. Derviş ve Babaların banyo yaptığı ve giysilerini yıkadığı “Banyo-Çamaşırhane” bölümü de yine Nadar Avlusu’nda yer almaktadır. Banyo-Çamaşırhane bölümünde çamaşırların yıkandığı oda ilk bölümü, banyo yapılan küçük oda ise ikinci bölümü oluşturmaktadır. Banyo-Çamaşırhane Bölümü, günümüzde ziyarete açık değildir.

Çatal Kapı’dan sonraki ikinci kapı “Üçler Kapısı“dır. Üçler Kapısı aynı Üçler Çeşmesi’nde olduğu gibi “Allah-Muhammed-Ali”yi ifade etmektedir. Üçler Kapısı, Hacı Bektaş Veli’nin 4 Kapı 40 Makam öğretisinde Kamil İnsan olma yolundaki “Tarikat Kapısı”nı simgelemektedir.

Tarikat Kapısı’nın aslı dört elementten biri olan ateş’tir. “Zahid insanlar” bu kapıdadır. İnsan, Tarikat kapısında “yol oğlu”dur. Yani kendi benliğinden fedakarlıkta bulunarak bir yola bağlanır.  Buradaki seviye “seyr billah” (Allah ile birlikte yürümek) tır. Tarikat seviyesindeki ana fikir “Seninki senin, benimki de senin” dir. Alevi-Bektaşiliğin yol kuralları, ilkeleri, töreleri bu kapıda öğrenilir. Kısaca yola girilir. Hakk yolu bulunmaya çalışılır. Eğitim ve aydınlanma olayı bu kapıda gerçekleşir.

Üçler Kapısı önünde Babalar ve Dervişler ile misafirler

Üçler Kapısı, “Dergah Avlusu”na geçişi sağlayan kapıdır.  Dergah Avlusu, Bektaşilikte asıl hizmetin görüldüğü avludur. Meydan Evi, Aş Evi, Kiler Evi, Mihman Evi, Ekmek Evi, Dedebaba Köşkü, Aş Evi Baba Köşkü, Aslanlı Çeşme, Meydan Havuzu ve Tekke Cami bu avluda yer alır.

“Meydan Evi”, kitabesinden anlaşıldığına göre 1367 yılında Ahi soyuna mensup Murat Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştır. “Meydan Evi”, Ayn’ül Cemlerin (Cem ayini) yapıldığı, Bektaşilik Yoluna girme erkanlarının (tarikata girme), nasip alma ve ikrar verme gibi törenlerin yapıldığı ve Bektaşi öğretisinin yaşatıldığı bir evdir. Meydan Evi’nin bir diğer önemi ise Dedebaba’nın bu evin babası olmasından ileri gelmektedir. Dedebaba, Dergahın en yetkili babası olup, diğer evlerin babaları Meydan Evi’ne karşı sorumlu idi. Meydan Evi; Giriş, Meydan Odası, Baba Odası ve Mutfak bölümünden meydana gelmektedir. Tarikatın sırrı, özü Meydan Evi’nde gizlidir. Burası “Serçeşme’nin kalbidir.” Meydan Evi’nin kapısı her doğan gün ile yenilenmek, devinimin içinde olmak için doğuya bakmaktadır.

Geleneksel bir Türk odası şeklinde düzenlenmiş olan Meydan Evi, Bektaşi erkânında evreni temsil etmekte, bu bölümün içerdiği birçok mimari özellik ve bilhassa bindirme kubbe şeklindeki üst örtüsü bu “mikrokozmos”un unsurları olarak telakki edilmektedir. Mimari unsurlar, burada Bektaşi ayinlerinde de ifadesini bulan birtakım tasavvufî ve kozmik sembollerin yansımaları olmaktadır.

Meydan Evi’nde; Hacı Bektaş Veli, Balım Sultan Hazretleri ile Yol’u yürüten Alevi-Bektaşi önderlerine ait tablolar, Çerağ tahtı,  Hacı Bektaş Veli’nin makamını simgeleyen Horasan postu ile diğer makam postları (On iki post), Fatma Ana Ocağı, Bektaşi derviş ve babalarına ait eşyalar, derviş-baba fotoğrafları ile Cem törenlerinde kullanılan çerağlar, nefirler, saz takımları ve hat eserleri sergilenmektedir. Bektaşi Meydanları, Bektaşilikte sembollerin en yoğun olarak kullanıldığı yerlerdir. Ayrıca Bektaşilik temel eğitime dair yaşam kuramlarını gündelik hayat tarzına indirgediği için yaşamın içindeki her şey ve her an onun için sembollerle doludur. O sembollerle kendisi ve çevresi için ifade edilen özellikleri bilmesi gerekir ki böylece onları yaşayıp yaşatabilsin. Bektaşi meydanlarının sembolleri, her biri ayrı birer fikri, mana ve manevi değerleri içinde barındırıcı özellik taşıyan değerlerdir.

Meydan Evi’nin çatısı ise çoğu yerde görmediğimiz bir örtü sistemine sahiptir. Göğün dokuz kat olduğunu simgeleyen Kırlangıç tavan örtü sistemi hem Meydan Odası’nın hem de Meydan Evi Baba Odası’nın tavanını süslemektedir. Bingi tekniğinde yapılan dokuz katlı tavan örtü sistemi Eski Türklerde; 7, 9, 12, 16 ve 17 olarak da yapılmıştır. Eski Türk mimarisi ve Anadolu’da hala mevcut olan birçok taş evde 7 katlı tavan örtüsü görülmektedir. Meydan Evi, II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kapatmasından (1826) sonra kapatılmıştır. Meydan Evi’nin kapatılmasıyla Bektaşi erkanları, bu evde bir daha yapılamamıştır. Ayrıca, Meydan Evi kapatıldığı için Dedebabalık makamı da Kiler Evi Babası’na verilmiştir.

Mihman Evi

Meydan Evi ile aynı hizada kemerli yapının altında Mihman Evi ile Kiler Evi yer almaktadır. “Mihman Evi“, dergaha gelen misafirlerin kabul edildiği evdir.  Mihman Evi, misafirlerin ağırlandığı bir oda ile mutfak bölümünden oluşmaktadır. Burada sergilenen Hüseyn-i taç formlu fincanlar ile teslim taşı formlu fincan altlıkları görülmeye değerdir. “Kiler Evi” ise üç ana odadan oluşmaktadır. Kiler Evi, dergahın tahılının, kıymetli eşyalarının muhafaza edildiği evdir. Meydan Evi’nin kapatılmasıyla Kiler Evi’nin önemi daha da artmış, artık Kiler Evi Babası, Dedebaba makamında olmuştur. Dergahın son Dedebabası olan “Salih Niyazi Baba” aynı zamanda Kiler Evi Babası idi.  

Şehadet şerbeti fıçısı, kantarlar, nisan tası, kuşlu tas, hat sanatı eserleri Kiler Evi’nde sergilenen eserler arasında yer almaktadır. Çuvallar içine konulmuş tahıllar ile bir kiler evi canlandırmasının yapıldığı bu evde yakın zamanda restorasyon-konservasyon çalışmaları tamamlanmış olan sancaklar, seccade ve bir örtü de sergilenecektir. Kiler Evi’nin üst tarafında ise “Dedebaba Köşkü” yer almaktadır. Dedebaba Köşkü’ne taş basamaklı bir merdiven yardımı ile çıkılmaktadır. Köşk, günümüzde Müze İdari Binası olarak kullanılmaktadır.

Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Meydan Evi’nden sonra ikinci en önemli evi olan “Aş Evi” ise Meydan Evi’nin tam karşısında kemerli yapının altında yer almaktadır. Dergahta Dedebaba’dan sonra (Meydan Evi Babası) Aş Evi Babası gelirdi. Yapımı kitabesinden de anlaşıldığı üzere 1560 yılında Gazi Malkoç Bali Bey anısına yaptırılmış olan Aş Evi, Üçler Kapısı’ndan 2. Avlu’ya (Dergah Avlusu) girildiğinde sağ tarafta Aslanlı Çeşme’ye yakın Tekke Camisi’nin hemen bitişiğinde yer almaktadır.

Dergahın lokmalarının pişirildiği, nefis terbiyesinin verildiği Aş Evi’nde Aleviler-Bektaşilerce kutsal kabul edilen “Kara Kazan” sergilenmektedir. Alevi-Bektaşilerce Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin nefesi ve himmetinin Kara Kazanın üzerinde kıyamete kadar bereket ve bolluk sağlayacağına inanılmaktadır. Kara Kazan, sadece Muharrem ayında (Muharrem 10) Aşure pişirmede ve hilafet erkânlarında kullanılmıştır. Kara Kazanda pişirilen aşure, Muharrem ayının onuncu günü, Aş Evi’nin önünde dergâhın Babalarına, dervişlerine ve dergâha gelen canlara okunan gülbanklar eşliğinde ikram edilirdi.

“Bismi Şah/Evvel Allah diyelim!/Kadim Allah diyelim!/Geldi Ali sofrası destur ya Şah diyelim!/Şahın gönderdiğini biz yiyelim!/ Demine Hu diyelim.”

(Sofra gülbangı)

Kara Kazan

Bu kazanda pişirilen aşure, Hacıbektaş halkına dağıtıldığı gibi tarikat mensubu uzak ülkelere kadar gönderilirdi. Kara Kazan’ın yanı sıra Halife Kazanları ile diğer kazanlar ve mutfak araç gereçlerinin sergilendiği Aş Evi’nde; Aş Evi Baba Odası, Kiler Odası, Et Soğutma Bölümü ve Bulaşık yıkama yeri bulunmaktadır. Aş Evi’ne girişte hemen sağda yer alan türbe de Aş Evi Baba Türbesi’dir. Aş Evi ile Aslanlı Çeşme’nin üst bölümünde de Aş Evi Baba Köşkü yer almaktadır. Aş Evi Baba Köşkü, günümüzde Müze İdari Binası olarak kullanılmaktadır.

Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda Nadar Avlusu’nda (1.avlu) gördüğümüz Üçler Çeşmesi’nden hariç bir diğer çeşme de Dergah Avlusu’nda yer almaktadır. Üçler Kapısı’nda girildiğinde sağ tarafta yer alan çeşmenin adı Aslanlı Çeşme’dir. Çeşmenin iki kitabesi bulunmaktadır.

Aslanlı Çeşme Kitabesi

En eski kitabesinde çeşmenin 1554 yılında Malkoç Bali İbn-i Ali Hazretleri adına yaptırıldığı, Aslan heykelinin üzerinde yer alan ikinci yazıtında ise 1853 yılında aslan heykelinin buraya konulduğu ve Kerbela anısına yaptırıldığı yazmaktadır.

Aslanlı Çeşme

Hem Aş Evi hem de Aslanlı Çeşme kitabelerinden bu yapıların Malkoçoğlu Bali Bey’in vefatından (1514) sonra yaptırıldığı anlaşılmakla beraber kitabelerin işaret ettiği önemli husus, XVI. yüzyılın ikinci yarısında Rumeli’de “Gāziyân-ı Rûm” geleneğini sürdüren akıncı beylerinin Hacı Bektaş Veli’ye olan bağlılıklarını devam ettirmeleridir. Üçler Çeşmesi ve Aslanlı Çeşme’den akan suların biriktiği “Meydan Havuzu” da yine Dergah Avlusu’nda yer almaktadır.

Kare planlı havuzun Hüseyn-i taçlı, üçgen alınlıklı bölümünde bir kitabe yer almaktadır.İkinci avlunun girişinde yer alan ve Meydan Havuzu olarak anılan havuz, 1326 (1908) yılında yine Tepedelenli Hacı Feyzullah Dedebaba’nın delâletiyle Arnavut asıllı Bektaşiler’den Beyrut Valisi Halil Paşa’nın eşi tarafından yaptırılmıştır. Mehmed Esad Mucûrî adında bir hattatın imzasını taşıyan sülüs hatlı kitabenin üzerinde damla şeklinde istiflenmiş bir “Mâşallah” ibaresi, bunun yanlarında hicrî 1326 ve rûmî 1324 tarihleri yer alır. Kitabenin metnini yazan Remzî mahlaslı kişi, Üsküdar Mevlevîhânesi’nin son postnişini Ahmed Remzi olmalıdır. Bu arada Dergah Avlusu’nun doğu revakında, güneyden itibaren ikinci payenin gerisinde Kahveci Baba mezarı yer almaktadır.

Dergahın en önemli evi olan Meydan Evi kapatıldıktan sonra II. Mahmut tarafından yaptırılan ve 1834 yılında ibadete açılan “Tekke Cami” ya da bilinen diğer ismiyle Nakşibendi mescidi, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasından sonraki süreçte yapılmıştır. Cami, Dergahın 2. Avlusunda Aş Evi’nin bitişiğinde yer almaktadır. Caminin herhangi bir kitabesi bulunmamasına rağmen Osmanlı belgelerinden anlaşıldığı üzere yapımının tamamlanıp, ibadete açıldığı tarih 1834 yılıdır.

Tekke Camii

II. Mahmut tarafından Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasından sonra, Meydan Evi’nde Alevi-Bektaşi erkânına göre yapılan ibadetlere son verilmesi ve Bektaşiliği asimile etmek için Nakşibendi terbiyesi verilmesi amacıyla hemen akabinde cami inşasına başlanılmasına karar verilmiştir. Caminin inşasına 1826 yılında başlanmış ve yaklaşık 9 yıl kadar sürdükten sonra ibadete açılmıştır. Tekke caminin bulunduğu yerde daha önceleri dergâha ait herhangi bir mimari yapının olmadığı, buranın Yeniçeriler için sefere çıkmadan önce toplanma yeri olduğu bilgisi vardır. Caminin olduğu yere eskiden “Ak Cennet” denilirmiş. Yeniçeriler, burada yüzlerini Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin yatırına doğru dönerek gülbank çeker, sefere öyle çıkarlarmış yönünde bilgiler bulunmaktadır.

Dergah Avlusu’nun doğusunda ve batısında kesme taşlar ile yapılan ayaklara oturtulmuş ve yine sivri kemerli üstü örtülü ve önü açık kesme taşlardan yapılmış kemerler vardır. Üstü örtülü ve önü açık kemerlerin ortasında küçük beyaz mermer taşlarla yazılmış, dergah ile ilgili tamir yazıtları vardır.

       Birinci kemer ikinci yazıtta: 

     Ey günah-kar ötter yüzün kara   

    Ne yüz ile Hazrete karşu vara.      

                                         951 (1544)

Aş Evi önündeki sundurmanın üzerindeki yazıtın, bir tamir yazıtı olduğu yazılı bilgilerden anlaşılmaktadır.

       Tecdid kıldı bin iki yüz seksen altıda

       Aşhaneyi bu tak-u revak-ı Hasan Dede. 

                                              1286 (1869)

     Meydan Evi’nin önünde, dış taraftaki sütunda şu yazı vardır:   

      İdüb ta’mîrini hayrât      

    Nebî Dede olsun dilşâd     

     Sene bin ikiyüz otuz  

    Sekizde eyledi bünyâd   

    Yine dışta, avluya bakan Meydan Evi önündeki kemerde de şu yazı vardır:    

      Etti ta’mîrin Turâbî hane-i tâkın cedîd  

      Avn-i Hakk Bin ikiyüz seksen iki tarih bedîd

Dergah Avlusu’ndan, Hazret Avlusu’na geçişi sağlayan kapı ise “Altılar Kapısı”dır. Altılar Kapısı, Hacı Bektaş Veli’ye ulaşmada varılan üçüncü kapıdır ve “Allah-Muhammed-Ali-Fatıma-Hüseyin-Hasan”ı ifade etmektedir. Altılar Kapısı, Hacı Bektaş Veli’nin 4 Kapı 40 Makam öğretisinde Kamil İnsan olma yolundaki “Marifet Kapısı”nı simgelemektedir. Marifet Kapısı’nın aslı dört elementten biri olan su’dur. “Muhip insanlar” bu kapıdadır. Erenlerin sohbetlerinden faydalanan can, marifet kapısında Artık “Atam gök, anam yerdir”, der. Benliğinden büsbütün sıyrılır çıkar. Gönül gözü bu kapıda açılır. Mana sarayı bu kapıda yükselir.

Altılar Kapısı

Altılar Kapısı’nın eşiğine basmadan geçtiğimizde artık Hazret Avlusu’na gireriz. Kapının hemen sağ tarafında hafif içe doğru bir bölümde “Atatürk Rölyefi” yer almaktadır. Burası, “Atatürk’ün Kahve İçtiği” yer olarak bilinmektedir. Mustafa Kemal Atatürk ve Temsilciler Heyeti 22 Aralık 1919 tarihinde Hacıbektaş’a gelmişler ve bir gece günümüzde Atatürk Evi Müzesi olarak düzenlenmiş olan Cemalettin Çelebi Efendi’nin evinde misafir edilmişlerdir. Atatürk ve heyeti, 23 Aralık 1919 tarihinde Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı ziyaret etmişler ve Salih Niyazi Dedebaba ve diğer babalar ile görüşmüşlerdir. Şimdiki Atatürk rölyefinin olduğu yerde Mustafa Kemal Atatürk’e dergahın kahvesi ikram edildiği için bu bölüm, Atatürk’ün hatırasına Atatürk Köşesi olarak düzenlenmiştir.

Atatürk Rölyefi

Hazret Avlusu’nda Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin türbesinin yer aldığı “Pir Evi”, “Balım Sultan Türbesi”, derviş, baba ve halife babaların kabirlerinin bulunduğu “Hazire” ile “Has Bahçe” yer almaktadır. Pir Evi aynı zamanda Hacı Bektaş Veli öğretisinin temelini oluşturan “4 Kapı 40 Makam” olgusunda son kapı olan “Hakikat Kapısı”dır. Hakikat Kapısı’nın aslı dört elementten biri olan toprak’tır. “Arif insanlar” bu kapıdadır. Bu kapıda ere eksik bakılmaz. Bu makama ulaşanın gündüzü bayramdır. Can, hakikat kapısında “il oğlu” olur, yani cemiyete devredilir. Bundan sonra ailenin de, zümrenin de malı değildir. Cemiyet için düşünür, onun için yaşar, çalışır. İnsan, bu kapıda artık; Tanrı’dan gelen her şeyi gönül hoşluğuyla karşılar, teslimiyete erer ve toprak (turab) olur, tüm insanları bir görür, Tanrı’dan başka varlık tanımaz.

“Pir Evi”, üçgen alınlıklı ve çadır formundaki yapısı ile tam bir ev mimarisi özelliğindedir. Pir Evi’ne girişin üzerinde tepe noktada çarkıfelek(güneş)-gül-ay motifleri ile Bektaşiliğin simgesi teslim taşı motifi işlenmiştir.   

Pir Evi’nin girişi üç kemerli olup, sağ ve sol tarafta yer alan kemerler içinde Dedebabalara ait kabirler yer almaktadır. Ortadaki süslemeli demir kapıdan “Ak Kapı”ya varılmaktadır. Ak Kapı üzerindeki taş süslemeler ile çift başlı kartal kartal kabartması Selçuk dönemi izlerini yansıtmaktadır. Kapı üzerinde Pir Evi’nin aydınlanma yeri olduğunu vurgulayan bir çerağ (kandil)  tam da kilit taşının üzerinde yer almaktadır. Ak Kapı’nın eşiğinde de Hacı Bektaş Veli’nin türbesinin mimarı Yanko Madyan’ın kabrinin olduğu rivayet edilmektedir.

Ak Kapı

Ak Kapı’dan girildiğinde sağ tarafta “Kızılca Halvet” yer alır. Kızılca Halvet, Çilehane olarak da bilinmektedir ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın en eski yapısıdır. Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı dönemden günümüze kalan tek kutsal mekan Kızılca Halvet’tir ve burası Hacı Bektaş Veli’nin 40 gün 40 gece inzivaya çekildiği yer olarak bilinmektedir. Bektaşi dervişleri de manevi yetkinliğe ulaşmak için kendilerini çoğu şeyden mahrum bırakarak içine kapanma dönemlerini Kızılca Halvet bölümünde geçirmişlerdir. Derviş burada hamlıktan kurtulup kamil insan olabilmek için çilesini çekerdi. Hacı Bektaş Veli dönemine ait Kızılca Halvet haricindeki diğer yapılar Hacı Bektaş Veli’nin Hakka yürümesinden sonra yapılmaya başlanmış olup, 14. yüzyılın başlarında Osmanlı hükümdarı Orhan Gazi’den başlamak üzere Murat Gazi, Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan ek bina ve yapılarla 16. yüzyılda tamamlanmıştır. Ayrıca Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Türbesi 1807 yılında padişah IV. Mustafa, 1862 yılında Abdulaziz ve de 1895 yılında da II. Abdülhamid tarafından tamir ettirilip, zaman zaman yapılan değişikliklerle bugünkü halini almıştır.

Kızılca Halvetin biraz ilerisinde Kırklar Meydanı’na geçilmeden sol tarafta yüksek sekili, küçük bir bölüm vardır. Bu bölümün az ilerisindeki kapıdan “Kırklar Meydanı”na girilmektedir. Buradaki taç kapı,  Ak Kapıdan sonraki ikinci taç kapıdır. Kırklar Meydanı, Dergâhın en geniş meydanına sahip olan mekandır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan üç kemerli meydanın doğu-batı yönünde kabirler bulunmaktadır. Doğu yönde yer alan kabirler Horasanlar Erenleri ile Resul Bali, Mürsel Çelebi ve Hasan Çelebi’ye aittir. Batı yönünde yer alan kabirler de Çelebi ailesine ait kabirlerdir. Çelebi ailesine ait mezarların olduğu koridorun güney yönünde de “Güvenç Abdal Türbesi” yer almaktadır.

Güvenç Abdal Türbesi

Doğu ve batı yönünde yer alan kabirlerin dışında kalan orta meydan ise Alevi-Bektaşi öğretisinin verildiği, Cem ayinlerinin yapıldığı meydandır. Kırklar Meydanı’nın güney duvarında Hacı Bektaş Veli Hazretleri’nin Türbesi yer almaktadır.

Hacı Bektaş Veli

Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Türbesi’nin taç kapısı, Pir Evi’nin üçüncü taç kapısıdır. Selçuklu üslubuna bağlanan oranları ve süsleme programının yanı sıra taşıdığı bazı sembolik unsurlarla da dikkati çekmektedir. Taç kapı üzerinde birçok süsleme ve kabartma mevcuttur. Kapının dış kenar süslemeleri arasında sağ tarafta altta iki küçük balık ve üstte küçük bir balık motifi ile kapının sol üst tarafında Mührü Süleyman motifi yer almaktadır.

Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin Türbe kapısı ve Kırklar Meydanı

Türbeye girerken kapının sövelerinin iç tarafında sağda iki, solda iki olmak üzere güvercin motifleri ve kapının kilit taşı üstünde stilize edilmiş çift başlı kartal motifi yer almaktadır. Taç kapının en tepe noktasında ortada Allah yazısı, altında sekiz defa tekrar edilmiş “El-Hayy el-Kayyûm el-Vâcid el-Mâcid el-Vâhid el-Ahad” yazısı bulunmaktadır. Türbenin kapı eşiği “Gök Eşik” olarak bilinmektedir. Hacı Bektaş Veli Türbesi’nin giriş kapısının karşısında da  kutsal kabul edilen  “Medet-mürüvvet penceresi” ya da “niyaz penceresi” olarak bilinen bir pencere yer almaktadır. Dergah kapalı olduğu zamanlar da dışardan gelen Canlar, Hacı Bektaş Veli Hazretleri’ne bu pencerenin önünde niyaz ettikleri gibi, Hacı Bektaş Veli Türbesi’ni niyaz edenler, günümüzde türbeden çıktıktan sonra medet mürüvvet penceresine içeride niyazda bulunmaktadırlar.

Kırklar Meydanı’nın en önemli eseri Aleviler-Bektaşilerce kutsal kabul edilen “Kırkbudak şamdan”dır. Eskiden Kırklar Meydanı’nda da  yapılan “ayn-ül cem” törenlerinde, Halife olanların ve Dedebaba seçilenlerin törenleri burada yapılırdı.  Bu ayinde Kırkbudak’ın kullanıldığı hatta diğer çerağların bundan alınan ateşle uyandırıldığı bilinmektedir. Şamdan, özellikle tarikat mensuplarının katıldığı ayinlerde kullanılmıştır.

Kırkbudak Şamdan

Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin türbesinin gümüş kapısı, “İnsanın Cemali Tablosu”, “İnsan-ı Kamil Tablosu”, hüsnü hat levhalar, Secde suresinden ayetlerin yazılı olduğu Ceylan derisi üzerine yazılmış hat levha, (Hz. Ali’nin yazdığına inanılan hat eseri) kamberiyeler, keşküller, çerağlar, teslim taşları, palhengler de Kırklar Meydanı’nda sergilenen eserler arasında yer almaktadır.

Balım Sultan Türbesi

Bektaşi tarikatının kurucusu Balım Sultan Hazretlerinin türbesi de Pir Evi’nin doğu tarafında yer almaktadır. Balım Sultan, Aleviler-Bektaşilerce “İkinci Pir” olarak kabul edilmektedir ve “Pir-i Sani” olarak bilinmektedir.

“Mücerred ikrarı” (Evlenmeme sözü) veren dervişlerin kulaklarının delindiği yer de Balım Sultan Türbesi’nin kapısıdır. Babagan kolundan derviş Bektaşiler, Hacı Bektaş Veli’nin öz yaşamına getirdikleri yorumu, kendi yaşamlarına da uygularlar ve bekar (mücerret) yaşarlardı. Bekar yaşama özelliğiyle belirgin olduğu için Babagan koluna, mücerret kol da denirdi. Bu tarikat yolunun kurucusu Balım Sultan’dır. Balım Sultan, mücerret yolu yorumladı, usul ve erkanını ortaya koydu. Mücerret ikrarı veren dervişlerin sağ kulakları, Balım Sultan Türbesi’nin eşiğinde delinir ve “teslim halkası” olarak bilinen menguş (küpe) takılırdı; “Pir’in kulağı küpeli dervişi” olan bu Bektaşiler, artık evlenemezlerdi. 

Balım Sultan

Balım Sultan Türbesi, Dulkadiroğulları Beyliği’nden Ali Bey tarafından Miladi 1519 yılında yaptırılmıştır. Türbe içten yüksek bir tanbur ile dört köşe plandan sekiz köşeye geçerek üzerine örtülen tek kubbeden oluşmaktadır. Türbe, Selçuklu kümbetleri mimarisinde inşa edilmiştir.Dulkadiroğulları’nın Osmanlılar’a tabi oldukları son dönemlerine ait olan bu yapı, XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde inşa edilmesine rağmen Selçuklu kümbetlerinin geleneğini sürdürmektedir. Balım Sultan Kümbeti, Anadolu Türk mimarisinin son kümbet yapısı olarak değerlendirilebilir.

Balım Sultan Türbesi

Türbe içinde Balım Sultan Hazretleri ile kardeşi “Kalender Çelebi”nin kabirleri ve “Balım Şamdanı” yer almaktadır. Balım Sultan Türbe kapısı, mücerred derviş küpeleri, teslim taşı, Hüseyn-i taç, mütteka, ve çerağ gibi eserler de türbede sergilenen eserler arasında yer almaktadır. 

Karadut ağacı

Balım Sultan Türbesi’nin hemen önünde Aleviler ve Bektaşilerce kutsal kabul edilen “Karadut ağacı” bulunmaktadır. Karadut ağacına atfedilen kutsallık, Hacı Bektaş Veli ile ilgilidir. Rivayete de konu olmuş olan Karadut ağacı, Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya, Sulucakarahöyük’e (bugünkü Hacıbektaş) gelmesine vesile olan ağaçtır. 

Karadut

Hazret Avlusu’nda, derviş ve babaların kabirlerinin olduğu Hazire bölümü de yer almaktadır. Hazirede, derviş ve babalara ait kabirlerin yanı sıra kadınlara ait kabirler de yer almaktadır.    

Aleviler-Bektaşilerde, ölüm kavramı yerine Hakk’a yürümek, gerçeklere kavuşmak, emaneti teslim etmek, Cemâl’e ve Dîdâr’a kavuşmak, don değiştirmek, “Göçtü”, “Dünyasını değiştirdi”, “Erenlere ulaştı”,“Kalıbını değiştirdi”,“Kalıbını dinlendirdi” gibi terimler kullanılır.

Tekke ve Zaviyelerin 25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan bir yasa ile kapatılması kararından sonra Kırşehir’e bağlı (günümüzde Nevşehir’e bağlı) bir nahiye merkezi olan Hacıbektaş’ta bulunan Hacı Bektaş Veli Dergahı kanun gereği kapatılmıştır. Dergah kapatılmadan önceki son babalar: Dedebaba (Kiler Evi Babası): Salih Niyazi Dedebaba,  Aş Evi Babası: Zeynel Baba, Ekmek Evi Babası: Hacı Kerim Baba, Mihman Evi Babası: Muhtar Baba, At Evi Babası: Feyzi Baba, Han bağı Babası: Necati Baba, Dede bağı Babası: Arslan Baba, Balım Evi Babası: Japon Hasan Baba idi. Dergah kapatıldığı için artık babalar ve dervişler, dergahtan ayrılmak zorunda kalmışlardır.

Salih Niyazi Dedebaba (solda siyah giysili) Babalar ve Dervişler

Tekkelerin ve türbelerin kapatılmasından sonra Hacı Bektaş Veli Külliyesi bir müddet Numune Ziraat Okulu olarak kullanılmış, tekke eşyalarından bazıları derviş odalarında korumaya alınmış, bazıları da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir. Bu sırada Maarif Vekâleti Âsâr-ı Atîka ve Hars müdürü olan H. Zübeyir Koşay’ın gayretleriyle tekkedeki eşyalar dağılmaktan kurtarılmış, bunlar arasında sanat değeri olanlar envanterleri yapılarak önce Ankara Kalesi’ndeki bir depoya, Ankara Etnografya Müzesi’nin kurulması üzerine de bu müzeye taşınmıştır. Bu arada şahıslara intikal eden bazı eşyalar satın alınarak müzenin koleksiyonu tamamlanmaya çalışılmış, diğer taraftan külliyenin derviş odalarında bulunan, içlerinde Bektaşiliğin tarihine ilişkin önemli kaynakların yer aldığı kitaplar da tasnif edilerek Milli Kütüphane’ye götürülmüştür. Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Türbesi’nden alınan eserler, 1964 yılına kadar (tam 39 yıl) orada korunmuş ve belli zamanlarda müzede sergilenmiştir.  

Dergahın kapatılmasını takip eden yıllarda Külliye yapıları ihmale uğramış, içlerinden bazıları yıkılıp yok olmuştur. Külliyenin girişinde inşaatı yarım kalan Mihman Evi önce ihaleye çıkarılarak satılmış, ardından yıktırılarak yeri park haline getirilmiştir. Birinci avludaki At Evi, ikinci avludaki Ekmek Evi ve buna komşu olan erzak evi de tekkelerin kapatılması ile onarımın başlaması arasındaki dönemde tarihe karışmıştır.

Çatal Kapı’nın batısında misafirlerin kaldığı eski Mihman Evi, doğusunda eski At Evi yer alırdı. At Evi’nin dışa bakan cephesinde zemin katta dükkanlar sıralanmakta, bunların arkasında ahırlar ve çevredeki vakıf çiftliklerinde kullanılan tarım aletleri için ardiyeler, üst katta At Evi babasına ve dervişlerine ait odalar bulunmaktaydı. Tekkelerin kapatılmasından kısa bir süre önce eski Mihman Evi ile At Evi yıktırılarak At Evi’nin bulunduğu yerde yeni bir Mihman Evi’nin yapımına başlanmış, At Evi de Çatal Kapı’nın doğu yakasına taşınmıştı. Ayrıca Çatal Kapı’nın yanında bir güvercinliğin yer aldığı da bilinmektedir.

Günümüzde mevcut olmayan tekke yapılarından eski Mihman evinin mimari özelliklerini tespit etmek mümkün değildir. Ancak kerpiç duvarlı, düz ahşap çatılı basit bir yapı ya da yapılar topluluğu olduğu söylenebilir. Tekkelerin kapatılması üzerine inşaatı yarım kalan yeni Mihman evi ise iki katlı olup zemin katı külliyenin önündeki çarşıya açılan dükkanlara, üst katı da misafir odalarına tahsis edilmişti. Halen mevcut olmayan At evi, Hacı Bektaş Müzesi’nde bulunan, XX. yüzyılın başlarında külliyenin yerleşimini gösteren bir taş baskısı resmin ön planında görülmektedir. Günümüze ulaşmayan ve tek katlı, kerpiç duvarlı, iddiasız bir yapı olduğu anlaşılan erzak evinin planı da tespit edilememektedir.  

Külliyenin geniş kapsamlı onarımına 1958’de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından başlanmış, 1959’dan itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devam edilmiş ve yaklaşık 6 yıl süren restorasyon ve onarım çalışmaları 1964 yılında bitirilmiştir. Millî Eğitim Bakanlığının 22 Mayıs 1964 tarih ve 1935 sayılı yazılarıyla Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın 16 Ağustos 1964 pazar günü “Hacı Bektaş Müzesi” olarak açılmasına karar verilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nca, dergahın bir müze olarak açılmasına karar verildikten sonra Dergahtan 1925 yılında Ankara Etnografya Müzesi’ne taşınmış olan eserler, yeniden Hacıbektaş’a getirilerek Hacıbektaş Müzesi’nde sergilenmeye başlamıştır.

Dergahın müze olarak açıldığı gün

Hacı Bektaş Veli Dergahı, 16 Ağustos 1964 tarihinden itibaren Müze statüsünde ziyarete açık olup, Ülkemizin en çok ziyaret edilen 4. müzesidir. Müzenin yıllık ziyaretçi sayısı 500.000’nin üzerindedir. Aynı zamanda, Hacı Bektaş Veli Külliyesi, 2012 yılından beri UNESCO Geçici Miras Listesi’nde yer almaktadır.    

Hacı Bektaş Veli Dergahı
NAVİGASYON