Yel Değirmeni

Hacıbektaş Yel Değirmeni, Çilehane yolu üzerinde Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yaklaşık 700 m uzaklıkta bir mesafede yer almaktadır. 08.02.1991/949 sayılı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu Kararı uyarınca tescil edilmiş olan Yel Değirmeni, Osmanlı Dönemi mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir. Değirmenin ne zaman yapıldığı hakkında yazılı bir belge ya da kitabe bulunmamaktadır. Değirmenin yapım tarihi hakkında kayıtlı bir bilgi olmamasına rağmen 1920-1930’lu yıllar arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.

Hacıbektaş Yel Değirmeni’nin 1958 yılına ait fotoğrafı (Hayat Dergisi arka kapağı,  Esat Nedim Tengizman, 1958: no 88)

“Ülkemizde kerpiçten yapılmış ve günümüze kalmış tek yel değirmeni; Hacıbektaş Yel Değirmeni’dir.”

Değirmenin yapım tarihine ilişkin farklı bilgiler de bulunmaktadır. Hacıbektaş Yel Değirmeni, Hacıbektaşlı Mustafa Usta ve ortağı tarafından değirmen ustası Macar isminde birisine yaptırılmıştır. Değirmen yaklaşık 20 yıl çalıştırıldıktan sonra bazı sebeplerden dolayı faaliyetine bir süre ara vermiştir. İbrahim Şahinli Bey, yel değirmenini tekrar faaliyete geçirmek için işletmeciliğini almış ve değirmende 1945-1946 yılları arasında bir onarım yaptırdıktan sonra aynı yıllar içerisinde tekrar değirmeni faaliyete geçirmiştir. İbrahim Bey ve oğlu Salih Bey yel değirmenini 1954-1955 yıllarına kadar çalıştırdıktan sonra işletmeciliğini bırakmıştır. O tarihten günümüze kadar değirmen bir daha faaliyete geçirilmemiştir.

Bir görüşe göre de değirmen, 17. yüzyılda yaptırılmış ve 1954 yılına kadar hizmet vermiştir. “Değirmenin günde yirmi çuval un yapma kapasitesi vardı ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın un ihtiyacını karşılamak için yaptırılmıştı.” yönünde bir bilgi de bulunmaktadır.

“Sene 1927. Savat mahallesinden Tüfekçi Mustafa usta ile Bala mahallesinden Bilalzade Ahmet Efendi Ankara’da tanıştıkları yel değirmen ustası Macar’la anlaşıp Hacıbektaş’a bir yel değirmeni yapmayı, Macar emek bedeli ancak yiyip içmesi Mustafa ustaya ve Ahmet Efendiye ait olmak üzere başka heç bir ücret almamak üzre anlaşmışlardı. Dıvar ve sıva işlerini de babam bu şahıslardan kabala almış olup, bir metre kalınlığında kerpiş dıvarı yapıp bitirdikten sonra babam ehtiyarlığından iskeleye çıkamadığından ben iskeleye çıkıp dıvarı sıvayurdum. İleride as bir sıvanacak yer kalmış fakat ilerideki iskele ağacından biri kırılmış olduğundan ileri gidersem muhakkak beş altı metre yükseklikden yere düşüp ölmem ehtimali olduğundan ileri geçip bu azıcık yeri sıvayamadım. Abam bana aşağıdan bağırıyur, gel ileri o kalan az yeri sıva, ben de baba ileri gidersem düşerim deyince korkma düşmen gel sıva diye tekrar tekrar bağırarak söylenuyurdu, babama şu karşıya geçde bak deyince, aman oğlum oradan çekil düşeceksin çabuk aşağı tez gel dedi. Ora sıvanacak olarak aşağı endüm, Macar da bütün değirmen işlerini yapıp bitirdi, kanatlarına bez çekip değirmen bir müddet çalışdı, buğday öğüttü.” (Yakup GÜRSES’in Otobiyografisinden)

Hüseyin KUTMAN, Güvenç Abdal rolünde Yel değirmeninin önünde

Yel değirmenleri, geçmişi aydınlatmaya çalışan yapılardır. Bu yapılar, teknik donanımları, kullanım biçimleri ve kentsel/kırsal ekonomiye katkıları açısından değerlendirilirken, insanın geçmişteki gelişimini anlamamıza da yardımcı olurlar. Bu nedenle yel değirmenleri sadece insan geçmişine ışık tutan maddi kültür varlıkları olmayıp geçmiş dönemde yaşayan bireyleri ve onların toplumsal çevrelerini daha iyi anlamak için de önemli bilgi potansiyeli sunan somut belgelerdir.

Hacıbektaş Yeldeğirmeni’nin 1950 yılındaki çizimi/ Dr. Hikmet Kıvılcımlı

İnsanoğlunun sahip olduğu ilk teknolojilerden birisi olan değirmenlerin Türk kültüründeki yeri Büyük Hun Devleti’ne kadar uzanmaktadır. Göktürklerde, Uygurlarda, Kırgızlarda ve Hazarlarda değirmen ile ilgili unsurlara rastlanmaktadır. Türklerin Anadolu’daki değirmen yapımı ve kullanımında elde etmiş oldukları teknik birikimleri; Orta Asya ya da İslam dünyasından öğrenmiş olabilecekleri gibi Anadolu’nun fethedilmesinden sonra Romalılardan da almış olabilirler.

Tahıl tanelerini (buğday, arpa, mısır, çavdar) iki taş arasında ezerek un elde etmeye başlayan insanlar, bu işlemi geliştirerek ilk el değirmenlerini ortaya çıkarmıştır. Başlangıçta aile bireylerinin, daha sonra kölelerin veya hayvanların (at, eşek, katır ve deve gibi) çevirdiği değirmen taşları, zaman içinde önce su ile sonraları da yel gücüyle döndürülmeye başlanmıştır. Değirmen yapımında kullanılan malzemeler de değirmenin bulunduğu bölgelerin coğrafi konumuna ve iklimine göre biçim alarak; yer yer taştan yer yer de ahşaptan ve kerpiçten yapılmıştır.

Afganistan Herat’ta kerpiçten yapılmış Yel Değirmenleri

Ülkemizin Batısında özellikle de Ege Bölgesi’nde (Muğla, İzmir, Çanakkale, Balıkesir, Aydın, Manisa, Bursa, İstanbul) yoğun olarak görülen su ve yel değirmenlerinin doğuya doğru gidildikçe azaldığı görülür. Bunun istisnai örneklerini ise İç Anadolu’da Kapadokya Bölgesi’nde yer alan “Hacıbektaş Yel Değirmeni” ve Samsun’daki değirmen oluşturmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yel değirmenlerinin varlığı hakkında bilgiler ise oldukça kısıtlıdır. Farklı coğrafyalarda asırlar boyu kullanılagelmiş olan değirmenler, yaşadığımız yüzyılda teknolojinin hızlı gelişmesiyle birlikte Avrupa’da 1920’li yıllarda, Anadolu’da ise 1970’li yıllardan itibaren terkedilmeye başlanmıştır.

Hacıbektaş Yel Değirmeni (İşaretli alan)

Hacıbektaş’a elektrikle çalışan değirmenler 1970’li yıllarda gelmiştir.

Hacıbektaş Yel Değirmeni, ülkemizde en sık karşılaşılan Doğu grubunda yer alan Akdeniz tipi yel değirmeni özelliklerini barındırmaktadır. Ancak, kullanılan malzemesi bakımından Akdeniz tipi yel değirmenlerinden ayrılmaktadır. Akdeniz tipinde genelde görülen taş yerine kerpiç kullanılması bakımından Hacıbektaş Yel Değirmeni, İran tipi yel değirmenlerine benzemektedir.

Değirmenin harap durumdaki hali

Yel değirmeni, ahşap hatıl arasına kerpiç yığma tekniğinde yapılmıştır. Değirmenin gövdesi örülürken üç sıra ahşap hatıl dizgisi kullanılmıştır. Temel kısmında da bir sıra ahşap hatıl dizgisi daha tespit edilmiştir. Hatılların arasına moloz taşlardan dolgu yapılarak yapı desteklenmiş ve bir sıra kerpiç örüldükten sonra tekrar bir sıra ahşap hatıl yapılarak kerpiç örgüye devam edilmiştir.

Hacıbektaş Yel Değirmeni; zemin kat (giriş), üst kat (1. kat) ve çatı katı olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Zemin kat, unluk bölümü yani depo olarak kullanılmış olup, burada buğdayın öğütülmesi sonucu elde edilen un çuvallara, torbalara konulurdu. Değirmenin üst katına dıştan bitişik vaziyette moloz taş dolgu ile yapılmış 8-10 basamaklı bir merdiven yardımı ile çıkılırdı.

Hacıbektaş Yel Değirmeni, ana gövde yönünden kule tipi (silindirik formlu), yelkenleri yönünden branda yelkenli, dönel hareket yönünden ise yatay milli değirmen özelliğindedir. Değirmenlerin yapılacağı yerin konumu da rüzgârdan ve sudan daha çok yararlanabilmek için oldukça önemlidir. Yel değirmeninin inşasının yapılacağı yerlerde, arazinin topografik yapısı ile rüzgârın esiş yönü çok önemlidir. Genelde arazinin tepelik veya yüksekçe bir yer olmasına dikkat edilerek değirmenin rüzgârı daha rahat alabileceği açık araziler tercih edilmiştir. Hacıbektaş Yel Değirmeni de hafif eğimli açık bir arazide rüzgârı her yönden alabilecek bir yerde bulunmaktadır.

Değirmen kesit planı

Değirmenin işleyişi, rüzgarın esmesiyle ilgili olarak doğa şartlarına bağlı olduğu için değirmenin özellikle kışın çalıştırılması daha zordur. Bununla birlikte bahar mevsiminde esen rüzgârlar değirmenin çalışmasını daha çok kolaylaştırmaktadır. Gün içerisinde ise akşamları esen rüzgarın hızı değirmenin çalıştırılmasında verimlilik arz etmektedir. Akşamdan sabaha kadar esen rüzgar değirmenin bu zaman dilimi içerisinde daha iyi çalışmasını sağlamaktadır.

Yel değirmenlerinde sistemin hareketi için pervanenin rüzgârı 90º açıyla tam karşıdan alması gerekmektedir. Bu sebeple yılın on iki ayı boyunca çalıştırılan değirmenlerin çatıları ahşap mekanizma ile birlikte rüzgarın değişken yönüne göre ayarlanabilir olarak tasarlanmıştır. Özel bir şekli olan bu çatılar, ters çevrilmiş bir tekneye benzemektedir. Bu tasarım, çatının maruz kalacağı sert rüzgarlara ve pervanenin oluşturacağı hava akımlarına dayanıklı olmasını sağlamak içindir. Çatının dönerli yapılmasının amacı ise rüzgarın her zaman aynı yönden esmeyeceği düşünülerek tasarlanmış olmasından kaynaklanmaktadır.

Hacıbektaş Yel Değirmeninin pervanesi dört kanatlıdır ve kanatların uç kısmında kelebek kanat olarak da tabir edilen hafif çıkıntılı küçük birer kanat daha bulunmaktadır. Söz konusu küçük kanatlar, rüzgarı alarak pervanenin daha iyi dönmesini sağlamaktadır.

“Harap durumda olan Hacıbektaş Yel Değirmeni’ni tekrar ayağa kaldırmak, turizme kazandırmak ve hem Hacıbektaş İlçesi’ne hem de Kapadokya Bölgesi’ne ‘artı bir’ değer katmak için Hayad Derneği Başkanı Necdet AKPINARLI ve Arkeolog Taylan SÜMER önce Yel Değirmeni projesini hayata geçirdiler. Bunun için 2018 yılı ekim ayı içinde HAYAD’ı (Hacıbektaş Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği) kurdular.”

“Hayad Derneği Başkanı Necdet AKPINARLI ve Arkeolog Taylan SÜMER Yel Değirmeni ile ilgili hayallerini gerçekleştirmek için değirmen projesine inanan Sponsor Prof. Dr. Sırrı BEKTAŞ ve değerli eşleri Nilgün BEKTAŞ ile bir araya geldiler. Değirmen projesinin hayata geçirilmesi için Hayad Derneği ile Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş ALTIOK’un desteği ve proje mimarı Sinan AKYURTLAKLI ile güzel bir ekip oluşturuldu ve ve bu ekip 2019 yılı Ekim ayında Hacıbektaş Yel Değirmeni’nin restorasyon projesinin uygulamasını başlattılar.”

Sponsor Nilgün&Sırrı BEKTAŞ, Hacıbektaş Belediye Başkanı A.Yoldaş ALTIOK, Hayad Derneği Başkanı Necdet AKPINARLI ve Dernek Üyeleri Taylan SÜMER, Tacim ŞAHİNLİ, Çağrı AYGÜNEŞ
Soldan sağa: Değirmen Mimarı Sinan AKYURTLAKLI, Sponsor Sırrı BEKTAŞ, Hayad Başkanı Necdet AKPINARLI, Arkeolog Taylan SÜMER

“Ülkemizin en önemli bilim adamlarından biri olan Prof. Dr. Sırrı BEKTAŞ, memleketi Hacıbektaş’ın ve ülkemizin çok önemli bir değeridir. Sırrı BEKTAŞ, doğduğu yetiştiği topraklara bir vefa borcu olarak Hacıbektaş Yeldeğirmeni’nin ayağa kaldırılmasında Necdet AKPINARLI ile Taylan SÜMER’i cesaretlendirmiş ve Yel değirmenine değerli eşi Nilgün BEKTAŞ ile birlikte maddi manevi en büyük gönül harcını koymuştur.”

Nilgün&Sırrı BEKTAŞ

HACIBEKTAŞ’TAKİ YEL DEĞİRMENİ (Güvenç GÜRSES)

Tüfekçi Mustafa, Ahmet Efendi;

Macar usta ile yapalım dendi

Arif de sıvasın yaparak kendi

Öğüttü buğdayı yel değirmeni…

Doğumun sorarsan yirmi yedidir

Rüzgâr ile dönen Hünkâr eridir

Göklere yükselen kerpiç ser’idir

Macar’ın yaptığı yel değirmeni…

Taş buğdayı Pir’e uygun üğüttü

Sanma ki kanadı eğri söğüttü

Doğru olmak Hünkâr’ından öğüttü

Hamlara “Piş” dedi yel değirmeni…

Zaman geldi işlevini yitirdi

Görevini yaptı ömrü bitirdi

Yiğitler can verdi geri getirdi

Yeniden canlandı yel değirmeni…

Kibar, ince boyla yükselip göğe

Taylan oldu ona iyi bir öğe

Kapı ve pencere yerleşip söğe

Yeniden var oldu yel değirmeni…

Değirmeni yaşatmaktı tek derdi;

Akpınarlı, Bektaş el ele verdi

Kanatların yapıp bezini gerdi

Yaşama kavuştu yel değirmeni…

Gürses’in görevi; gerçeği yazmak

Çiftçinin görevi toprağı kazmak

İnsanın görevi değildir azmak

Cansızken can oldu yel değirmeni…

“Hacıbektaş Yel Değirmeni, AKDENİZ&İRAN TİPİ değirmen özelliklerini bir arada barındırması bakımından özgünlük arz etmektedir.”

“DEĞİRMENLERİN TANITILMASI, ARAŞTIRILMASI VE KORUNMASI İÇİN TOPLUMSAL BİR BİLİNÇ OLUŞTURULMALIDIR.”

Hacıbektaş Yel Değirmeni Ekibi (2020 yılı)

“Hacıbektaş Yel Değirmeni, tarım kültürümüzü yansıtan uygulamaların olduğu yaşayan bir müze olacaktır!”

Hacıbektaş Yel Değirmeni ve bahçesi çocuklarımız, gençlerimiz ve kadınlarımız için bir eğitim ve etkinlik sahası olacaktır!”

Hacıbektaş Yel Değirmeni; konserlerin, panellerin ve sergilerin düzenlendiği bir platforma ev sahipliği yapacaktır!”

Rivayetlere de konu olmuş olan ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi’nde geçen Yunus Emre ile ilgili bir rivayet, buğdayın insan yaşamında her zaman önemli bir besin maddesi olması bakımından oldukça önemlidir.

Söz konusu Velayetname’de; “Hacı Bektaş Veli’nin kerametleri, velayetleri çevrede çok duyulmuştu. Yoksullar gelip Erenlerin huzurunda kısmetine ne düştüyse bir şeyler alıp gitmekteydi. Hünkâr’ın bu halini Yunus da duymuştu. Yunus çiftçilik yapan fakir birisiydi. O sene sert rüzgârlar estiğinden ekinler çok zayıf olmuştu. Erenlerin, halka yardımlarını işitince Yunus, bir bahaneyle Hünkâr’ın yanına gitmek istedi. Sulucakarahöyük’e Hünkâr’ın dergâhına varınca fakir birisi olduğunu, bu sene kıtlık olduğunu ekinlerin yetişmediğini söyledi.

Hünkâr’ın sorun bakalım Yunus’a buğday mı ister, yoksa nefes mi verelim?” diye devam eden rivayetinden de anlaşıldığı üzere insan yaşamının toprağa ne denli bağımlı olduğunu, tahılın insan hayatının en önemli besin maddesini oluşturduğunu ve iklimsel olayların tarıma dayalı yaşam sürdüren toplumlarda her zaman başat rol üstlendiğini göstermektedir.

“ HACIBEKTAŞ YEL DEĞİRMENİ, HACIBEKTAŞ İLÇESİ’NİN VE İÇ ANADOLU BÖLGESİ’NİN BUNDAN BİR ASIR ÖNCESİNE AİT TARIM KÜLTÜRÜ HAKKINDA GELECEĞİMİZE SOMUT OLARAK IŞIK TUTMAYA DEVAM EDECEKTİR.”

” Hacıbektaş Yel Değirmeni, 2021 yılında Müze olarak ziyarete açılacaktır!”